Ayça Güdücü Erdem
designlover || interior designer || yoga addict || yoga instructor || owner at DesignbyHamsa tasarımsever || iç mekan tasarımcısı || yoga bağımlısı || yoga eğitmeni || DesignbyHamsa'da kurucu
9 Mart 2012 Cuma
Harf Oyunu ve Hüzün
Sürerlilik, Süreklilik, Sürüklenmek, Sürü, Sürümek, Yürümek, Yürü, Yara.. Ne anlamı varsa ?
6 Mart 2012 Salı
Naomi - Nothing
Geçen sabah Lounge Fm 96.0' da duyup aklıma takılan ama kimin olduğunu anlayamadığım şarkıyı sonunda keşfettim ! :) Az önce ! :) Detaylı bir bilgiye vakıf olamadım henüz ama keşif keşiftir ! :)
5 Mart 2012 Pazartesi
Baba - Kız Günü
Upuzun bir Pazar günü geçirdik dün babamla ikimiz. Evdeydik, hiçbir yere çıkmadık. Bütün gün yattık :) Bir kanepede ben, diğerinde o, döndük durduk. Sıkıldıkça sohbet ettik; maçtan, arabalardan, ekonomiden, ne yazık ki hastalıklardan, doğadan ve baharın gelişinden.. Arada erkek arkadaş soruları da geldi tabi, yine utandım ben, geçiştirdim :) Halbuki çok şeker ve seviyeli bir şekilde her şeyi konuşabiliyoruz artık ama baba otoritesi her daim söz konusu. Bir de, anlatmaya değer bir şeyler olmalı sanki.. Neyse. Penceredeki pembe tavşan kulağı çiçekleriyle uğraştık bir ara, latincesini hatırlayamadık, takıldık, düşündük, deli olduk ve tabi Google'a sorduk ( cyclamen persicum ) ve güldük :) Bizim ailede bir kural bu, o anda bir şey konuşuluyorsa, illa tam konuşulacak eksik kalmayacak, o konuşmanın sonunda mutlaka bilinmeyen yeni bir şey varsa öğrenilecek, ansiklopedi yada internet, eldeki tüm kaynaklar en verimli şekilde sonuca ulaşmak için kullanılacak :) Babam için çok önemlidir genel kültür sahibi olmak. Her konuda en azından söyleyecek bir kaç cümlenin olması. Farkında olmak olan bitenin, hayatın. O yüzden küçüklükten beri ansiklopedi karıştırma alışkanlığımız hep olmuştur. Özellikle ablam, evdeki tüm ansiklopedileri okumuş zamanında. Ben iletişim çağı çocuğu oldum tabi, danışacağım alternatifler daha teknolojik oldu zamanla. Neyse, kaldığımız yerden devam edelim..
O, bana bol bol şakalar yaptı yine. Sorular sordu, bilemediğim zamanlarda dalga geçti, " sen bunu nasıl bilmezsin ! " dedi, ardından beni kızdırmak için dişler arasından belli belirsiz gelen, sırıtmayla karışık " kafasız " sıfatıyla birlikte :) Yine güldük sonra. Gülmeyi çok seviyorum ben, özellikle sevdiklerimle gülmeyi daha da çok seviyorum, artıyorum sanki kendimden, her seferinde daha da çoğalıyorum..
Bol bol belgesel izledik yine.. Tüm kanallarda bize uyan neye denk geldiysek baktık; çiçek ekim dikim tekniklerinden, deniz canlılarına, arama kurtarma çalışmalarından, sağlıklı yaşama.. Can sıkan dizileri, içimizi boğacak şeyleri atladık.. Ablamı düşündüm o ara, onun içindeki öğrenme arzusunu, ideallerini, şimdiye kadar yaptığı ve benim inanılmaz saygı duyduğum bir sürü başarılı işi ve onun belgesellerini.. Özlediğimi fark ettim..
Babamın değimiyle, o " büyük kızı ", bende " küçük kızı " yız sonuçta, ikimiz ayni rahimden farklı zamanlarda gelen, aynı canın parçalarıyız. Aslında bir elmanın iki yarısıyız..
Arada yine uyuyakaldık. Ben dalınca o fark edip benim üzerimi örttü, o dalınca ben onunkini. Arada örtüldüğümüzü hissettiğimiz anlarda yüzümüzde beliren hafiften gülümseme bile aynıydı; farklı yaşlarda, farklı cinsiyetlerde ama benzer profillerde.. Büyüdükçe şefkat karşılıklı hale geliyor. Anlayış ve paylaşım da. Evlat yine evlat kalıyor ama dengeler değişkenlik gösteriyor zamanla. Konuşulan her şey daha anlamlı, geçirilen her zaman daha kaliteli ve değerli oluyor. Sohbetler her zamankinden çok keyif vermeye başlıyor. Tercih eder hale geliyorsun ailenle olmayı. Çocukça korkular ortadan kalkıyor. Kendini ifade netleşiyor. Karşılıklı bir saygı oluyor artık. O zamana kadar bunu oluşturmak için ettiğin tüm anlamsız kavgalar nasıl da komik geliyor.. Halbuki sen ondan bir parçasın ve o senden.. Biz büyüdükçe, onlar yaşlanıyor ve senelerdir bize gösterdikleri şefkat ve bakım, aynen gösterdikleri şekilde bir karşılık buluyor bizim davranışlarımızda. Bir bakıyoruz ki, aynı şekilde düşünmeye, aynı şekilde davranmaya başlamışız. Birebir olmasa bile, inanılmaz benzerlikler gösteriyoruz. Ve bu, farkına varıldığında çok büyük bir keyif veriyor.
Neyse, sonra o, biraz hareket yaptı, evdeki dumbell'larıyla kollarını çalıştırdı, o ara ben kitap okudum. Kitap okurken kulaklıkları her takışımda, babam söyleyecek bir şeyler buluyor ve ben her seferinde nihayet kulaklıkları çıkarmak zorunda kalıyorum :) Galiba onu duymamı istiyor her zaman, her şekilde, yan odada bile olsa.. Yaptığımız her şeyi paylaşmak ve yan yana iken gerçekten yan yana olmak istemek bu sanırım. Gerçekten duymak, orada olmak. Kendi dünyana kapanmamak.
Akşama doğru, omlet kaçamağı yaptık, kaçamak diyorum çünkü insülin yapmayı unutup yemek yedik, annemden azarı işittik sonra ama değdi doğrusu :) Bu konularda gayet sorumluluk sahibiyizdir ikimiz de aslında ama unutuverdik dün; yaptıklarımıza, konuşmaya, gülmeye daldık. Nasılsa annem gelince her şeyi 10 dakika içinde organize edecekti, ona güvendik içten içe galiba :) Yemek arası sohbet ederken, normalde pek sormadığı bir şey sordu bana. Durup dururken " ne zaman evleneceksin ? " dedi " geç kalma.. ", " hayırdır ? " dedim, " sen hiç sormazsın baba böyle şeyler .. ", " şimdi soruyorum işte .. " dedi, " bilmiyorum .. " dedim, " elini çabuk tut bak, iki sene sonra belki beni bulamazsın .. " dedi, " ablanı emanet ettim eniştene, oğlum o benim, seni de emanet edeceğim bir oğlum daha olsun, gözüm arkada kalmasın .. " dedi, ben bittim.. Hemen dalga geçmeye başladım tabi, şaka yaptım bununla ilgili, güldürdüm onu, ben de güldüm.. Daha farklı bir gülüştü bu ama. Bir gün bu hissi muhtemelen anlayacağım en iyi şekliyle, şimdilik kendimi yerine koymaya çalışıyorum.. Korumacı halini, sahiplenmesini, kaygılarını anlıyorum ve onu çok seviyorum. Düşünüyorum da, o bizi birilerine emanet etmeyi bir şekilde kabulleniyor, ama ben onu birine emanet edebilir miydim acaba ? Edemem ki.. Evlat olmak ta böyle bir şey sanırım..
Annemin gelmesiyle tahmin ettiğimiz gibi hemen organize oldu her şey, tüm rahatlık bundandı aslında, nasılsa annem vardı.. Beş parmağında beş marifet olan bir kadın annem, canım benim, ama o ayrı bir yazıyı hak ediyor bence :) Neyse. Kanepede dönüp durma halimiz üç kişi olarak devam etti böylece. Bir süre sonra ben kitabıma ve düşüncelere daldım, annem gelince babam da izin verdi kulaklıkları takmama :) Kendi dünyama daldım, arada çıkıp, çaktırmadan onları izledim, gülüşlerini, dalışlarını, konuşmalarını, birbirlerine bakışlarını. Yüzlerine bakınca onları duymasam bile neden bahsettiklerini anladığımı fark ettim. Babam " insanların gözleri çok önemlidir " der hep, " senelerce yöneticilik yaptım kızım, milyonlarca insan gördüm; gözleri, bakışları insanı ele verir, tüm duygusunu, sakladığını, saklamadığını gösterir sana " der. Babamın kızıyım galiba bende biraz, onların gözlerini izledim, mimiklerini takip ettim, bir şey demedim ama konuşmalarına ortak oldum, bundan büyük zevk aldım.. Sonra yine düşüncelere ve kitabıma daldım..
Ben hala okurken, önce annem uyumaya gitti. Bir süre sonra baktım, baba sataşmalara başladı; saçımı çekiyor, koluma değiyor, üzerimdeki örtüyü çekiştiriyor. " hadi bugünlük bu kadar okuma yeter .. " dedi, " yaa baba bu kitabı bitirmek istiyorum .. " dedim, " işin var kızım, yorgun düşersin sonra .." dedi, " peki " dedim, gıdıdan bir öpücükle " şimdi de seni uykuya emanet ediyorum, sabah geri alacağım " dedi, güldük :) İkimiz de anladık ne demek istediğini. Koridora doğru yürürken, bana eve geç kaldığımda yaptığı bir espriyi yaptım arkasından " gölgeden gölgeden git baba " dedim :) O anladı, ben de anladım. Neticede baba - kız günüydü bugün.. Baba kız günü yada babasının kızı günü..
PS : Bu yazıyı yazarken fonda çalan şarkı.. Tamamen farklı bir konuya parmak basıyor olsa da..
PS : Bu yazıyı yazarken fonda çalan şarkı.. Tamamen farklı bir konuya parmak basıyor olsa da..
23 Şubat 2012 Perşembe
Ara ' da
Olmakla olmamak, Gitmekle gitmemek, Susmakla susmamak, Hissetmekle hissetmemek arasında kalıyorum ara sıra .. Ara sıra olsa da arada kalıyorum işte ..
" Ara " da.
" Ara " da.
Bazen hiçte yakınınız olmayan, sadece iş hayatından tanıdığınız, belki sadece müşteriniz olan bazı insanlar hayatınıza bir iki cümleleriyle öyle dokunur ki, samimiyet beklediğiniz, zamanınızın çoğunu geçirdiğiniz, sizi daha yakından tanıdığını düşündüğünüz bir sürü kişinin üzerinizde yarattığı kötülük dolu enerjiyi alır götürür.. Ben sabah şöyle bir mail adım " Merhaba Ayça' cığım, hem yüzün hem de dilin o kadar tatlı ki, al içine sok der gibisin yavrum. Umarım hayatın boyunca enerjini yükseltecek insanlarla karşılaşır, özel olduğunu hissettirecek ve hissedeceğin anlar yaşarsın. " Annem bir tane ama annem gibi hissettiren bu müşterimi alıp kucaklamak, sevmek, sarılmak istiyorum. Kocaman bir kalbi olduğu ve sevgisini böyle paylaşıp ifade ettiği için..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
